Mert Köseoğlu

Fenerbahce12-Baskanimizin Tarihi Konusmasi

Başkanımızdan Tarihi Konuşma !






 Başkanımız Aziz Yıldırım, bugünkü Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda çok önemli ve tarihi açıklamalar yaptı. Başkanımızın Kurulda yaptığı konuşma şöyle:
 
 
 
"Bugün, burada sizlerle birlikte olmaktan dolayı duyduğum mutluluk ve hissettiklerimin tarifi imkansızdır. Zor ama çok zor günlerden geçtik. Fenerbahçe camiası olarak  yalanı, adaletsizliği, ihaneti, zulmü, hepsini gördük. Ancak sizlerin sayesinde yalnızlığı hiç  yaşamadık. Bu süreçte hep ama hep birlikteydik. Bu nedenle; hepinize sevgi ve şükranlarımı sunuyorum. 
 
 
 
Bu camianın Başkanı ve Fenerbahçe’nin evladı olmaktan gurur duyuyorum. Ve Büyük Fenerbahçe Camiasının önünde saygıyla eğiliyorum…
 
 
 
Bugün, burada yapılacak tüm konuşma ve açıklamalar, bize karşı yapılan suçlamaların yalan ve yanlışlığını, gelecek kuşaklara aktarması ve tarihe tanıklık etmesi anlamında büyük önem taşımaktadır.
 
 
 
Bizler, gerçekleri ortaya çıkarmalı ve bu gerçekleri gelecek kuşaklara aktarmalıyız ki "Fenerbahçe Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisidir" gerçeği tüm nesillerin zihinlerine çıkmamak üzere kazınsın... 
 
 
 
Ve yaşanılan süreçte; kararlılığın, bağımsızlığın, en önemlisi Cumhuriyet’in timsali olduğunu, tarihe şerh düşen bu büyük camianın şanlı mücadelesi, herkese ders olsun.
 
 
 
Cumhuriyet yıkılmadan yıkılmayacağımızı, canımızı vermeden teslim alınamayacağımızı ve son sözümüz alınmadan hakkımızda kalem kırılamayacağını anlamayanlara buradan selam olsun... 
 
 
 
Kamuoyu şunu iyi bilmelidir; Fenerbahçe Spor Kulübü ve Aziz Yıldırım’a düzenlenen operasyonun başlangıcını 3 Temmuz olarak görmek tarihi bir hatadır. 3 Temmuz, bir tarih değil bir zihniyettir. Bir başlangıç değil bir sonuçtur. 
 
 
 
Türkiye Futbol Federasyonlarının karanlık dehlizlerinde, Denizli’de, Trabzon’da, Ali Sami Yen’de çok önceleri başlayan ve başlatılan 3 Temmuz zihniyeti, 2011 yılında uygun kişiler eliyle hayata geçirilmiştir. Öykü budur. 
 
 
 
Güçlerini nereden aldıkları belli olmayan, kendinden  menkul kişiler ile Devlet yetki ve sorumluluklarını suiistimal eden bazı kamu görevlilerinin temini ve bunların önderliğinde bu operasyonun başlatılabilmesi bir hayli zaman almıştır. Hepsi budur. Ve onlar için doğru zaman "Fenerbahçe’nin Şampiyon" olduğu zamandır. 
 
Herkesin bilmesi gereklidir ki; 3 Temmuz zihniyetinin ve operasyonunun amacı, Fenerbahçe Spor Kulübü üzerinden Türk Sporunu ele geçirmek ve kendilerince bunun önündeki tek engel olarak gördükleri Aziz Yıldırım’ı tasfiye ederek, kamuoyu önünde itibarsızlaştırmaktır.
 
 
 
Aslında hedeflenen amacın çıkış noktası "şike" değildir. Amaç; bizleri Ergenekon, Balyoz yada herhangi bir silahlı suç örgütüne monte ederek toplum ve kamuoyu vicdanında, TC Devlet ve Hükümeti’ne karşı bir hareketin içinde gösterme çabasından ibarettir. Ancak bizleri bu tür eylemlere ortak etmek ve bu yönde delil yaratmak hiç kolay değildir. 
 
 
 
Bu düşünceyi hayata geçirmek isteyenler ve yandaşları, ne kadar deneseler de istedikleri sonuca ulaşamamışlardır. İşte bu nedenle, Kasım 2010’larda başlayan dinlemelere uydurulan hukuki kılıf şike değil "Silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmektir." Bizleri, Giresun’da faaliyette bulunduğu öne sürülen bir örgüte bağlamak çabalarının altında yatan asıl sebep budur.
 
 
 
Aziz Yıldırım yani Fenerbahçe SK Başkanı hakkında dinleme kararı alınmasına gerekçe gösterilen 3 adet konuşma dökümü ise tam bir trajedidir. Operasyonun düğmesine basılma gerekçesi olan bu 3 konuşmanın içeriği aslında bizlere uygulanması planlanan hukuksuzluğun ilk habercisidir.
 
 
 
Ve görüleceği üzere 3 Temmuz Zihniyeti bir plan dahilinde hareket eden örgütlü bir zihniyettir. Kaldı ki bizim silahlı suç örgütü olmadığımızı en iyi bilenler, bu kararları alan ve aldırtanlardır. Bizimle her fırsatta görüşen, yemek yiyen, top oynayan, bizlerin imzalarıyla Fenerbahçe Kongre Üyesi olanlardır... 
 
 
 
En başta da Galatasaraylı Yetkili Savcıdır. Zaten bu süreçte bize en acı veren, en ağrımıza giden; arkadaşımız, dostumuz olarak yanımızda yer alan, bizleri açılışlara davet eden, birlikte Fenerbahçe maçlarını seyrettiğimiz bu kişilerin, hem de bu insani ilişkilerimiz sırasında bizleri dinliyor ve takip ediyor olmalarıdır. Ve daha da ötesi bu kişilerin bizlere "şike" den ve "ahlaktan" bahsedebilmeleridir. Ben bunlara kısaca ahlaksız diyorum. 
 
 
 
O gün çıkan haberlerle ilgili gazete haberlerini okudu, Kıbrıs’a kaçacağımı söylediler. Benim mezarım belli, ama bunu yazan şerefsizler nereye kaçacaklar?
 
 
 
Türk polisi çok çalışıyor. Buca’da Fenerbahçeli 4 kişi yemek yiyorlar, onları izliyorlar. Sonra şike diyorlar, ama iddianameye dahi girmiyor. O kadar ciddiyetli bir operasyon.
 
 
 
Bilyoner’i kapatalım iddaa oynadığımı yazdılar. Hayatımda hiç iddaa oynamadım, onların bilgisi bu kadar. 
 
 
 
FIBA’dan para Türkiye’ye geliyor memnun olmaları lazım ama kafaları çalışmıyor.
 
 
 
Savcı Mehmet Berk iki kez konuştu, ama görev ve yetkileri elinden alındıktan sonra oldu. Görevdeyken bu sözleri söylemedi, herhalde korkusundan dile getirmedi.
 
 
 
Silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek iddiasıyla hakkımızda yeterli delile ulaşamayan ve bizi bir örgüte bağlayamayanlar, kendilerine yeni bir suçlama bulmak hatta yaratmak durumunda kalmışlardır. Bu da Şike Suçlamasıdır.
 
 
 
Ama bu da kolay değildir. Bunun için yeni yasalar gerekmektedir. Bu yeni yasalar öyle ağır cezalar içermelidir ki Aziz Yıldırım ve arkadaşları tutuklanabilsin. Toplum önünde değersizleşebilsin. Ve bunu sağlamak için 6222 sayılı yasa tasarlanmış ve birilerine sipariş edilmiştir. Bu birileri, 3 Temmuz zihniyetinin "Hukuk Servisidir". 
 
O kişiler, bu yasayı meşru göstermek için yasa tasarısında benim ve bazı yöneticilerimin haberi olduğunu dahi söylemişlerdir. Biz, Şekip Mosturoğlu ve ben bu yasa çıktıktan sonra gördük. Oysa yasayı hayata geçiren Sayın İzzet Özgenç’in "sporda şiddet" isimli kitabı, bu oyunu ve yalanı açıkça ortaya çıkarmıştır. Çünkü bu kitapta; yasanın kimler tarafından yapıldığı, İlhan Helvacı, Yunus Egemenoğlu ve emniyet görevlilerinin de katılımlarıyla yapılan gizli toplantılarla oluşturulan bu yasada, şu andaki TFF Kurullarında görev yapan bazı isimlerinde katkı ve görüş bildirdikleri açıkça yer almıştır.
 
 
 
Böylece operasyon için gerekli olan altyapı hazırlanmış ve artık doğru zaman olan Fenerbahçe’nin Şampiyon olması beklenmeye başlanmıştır. Kaldı ki Savcılıkta verdiğim ifade sırasında Savcı Mehmet Berk’in 3 avukatımın huzurunda "Sivas maçını kazanmasaydınız ve şampiyon olmasaydınız bu davayı açmayacaktım" demesinin altında yatan gerçek işte budur.
 
 
 
Zaten operasyonun sadece Fenerbahçe’ye ve Aziz Yıldırım’a yönelik olduğu, o tarihlerdeki tasarruflardan da o kadar açıktır ki bizimle yarışan takım yöneticileri her nedense çok kısa sürelerle dinleme altına alınmış, bu haftalık dinlemeler sonucunda bile  ortaya açıklanamayan birçok delil çıkmıştır. Beşiktaş yöneticisi ve hocası, kendilerinin Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe’ye kenar süsü yapıldığını söylerken, Galatasaray hakkında açılan Denizli soruşturması; "Kulübün kasasındaki 1 milyon Dolarlık açığın ispat edilmediğine dair resmi raporlara ve 3.kişilerin yazılı ihbarlarına  rağmen" görülmemiş bir süratle beraat ile sonuçlandırılmıştır.
 
 
 
Hesaplarında, tek bir kuruş dahi açığın olmadığı, devletin 2 ayrı resmi kurumu tarafından resmi raporlarla sabit olan Fenerbahçe’nin Başkan ve yöneticileri, 1 yıl tutuklu kalmışlardır Bu noktada Aziz Yıldırım olarak tavsiyem: BİZE ADALETTEN BAHSEDENLERİN ÖNCE BİRAZ KENDİLERİNDEN BAHSETMELERİDİR …
 
 
 
Sıra; bu operasyonları ve hukuksuzlukları meşrulaştırmaya, bizleri toplum önünde itibarsızlaştırmaya geldiğinde ise aranan kan hemen bulunmuştur. 
 
 
 
Bu da o zihniyetin ve operasyonun diğer sac ayağı olan "yandaş ve işbirlikçi medyadır. Bakınız mektup dahi yazmaktan aciz 3-5 tetikçi, soruşturmanın gizliliği yasağını her gün delerken, gazete ve televizyonlarda polisten ve savcıdan bilgi akışı sağladıklarını fütursuzca söylemekten kaçınmazken ve bunlarla ilgili hiçbir yasal işlem yapılmazken hakkımızda objektif ve olumlu yazılar yazdığı için  Sayın Rıza Zelyut hakkında yargıyı etkilemekten soruşturma açılması tesadüf müdür?
 
 
 
Hakkımızda linç kampanyası yürütülürken kılını kıpırdatmayan savcının, görev ve yetkileri elinden alındığı gün; "Bu Haberlerin yüzde doksanı yalandı" demesi timsah gözyaşlarından başka ne olabilir?
 
 
 
Örgütlü 3 Temmuz zihniyeti, her şeyi çok iyi hesaplamıştır. Ta ki Sayın Başbakanımız  önderliğinde gösterilen ilk karşı duruşa kadar… Başta Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bu duruşa destek veren Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin, CHP Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Başkanı Sayın Devlet Bahçeli önderliğindeki tüm milletvekillerimize, yeri gelmişken bir kez daha şükran ve saygılarımı gönderiyorum…
 
 
 
Ancak bu ilk mücadelenin hemen akabinde yapılan yasa değişikliği sonucunda savcının açıkça beyan ettiğinin aksine hiçbir Fenerbahçelinin yararlandırılmayışını, veto süreçlerini ve iddianamenin kamuoyuna servis edilme kronolojisini, büyük bir dikkat ve hafıza ile takip ettiğimizi de tüm kamuoyunun bilgilerine sunuyorum…
 
Yaşadığımız bu süreci, 3 Temmuz’dan ibaret olarak görmek tarihi bir yanılgı olur... 
 
Yetkilerini ve görevlerini suiistimal eden bu şahısların, şimdilerde nerede oldukları ortadadır. Ancak unutulmamalıdır ki; bu zihniyetin  diğer bazı aktörleri, hala görevlerinin başındadırlar ve  eylemlerine devam etmektedirler.
 
 
 
Fenerbahçe düşmanlığına  ve bu operasyona hayatlarını adayanlar, öyle noktalardadır ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatleri dahi umurlarında değildir. 
 
Şimdilerde; UEFA ve FİFA’ya jurnal mektupları yazma yarışına giren bu zihniyetin Türkiye’ye verdiği zarar, bizlere vermeye çalıştıkları zarardan çok daha önemli boyuttadır. 
 
 
 
Zira halen görevlerinin başında olan bu 3 Temmuz zihniyeti uzantılarının  en iyi yaptığı şeyin yargıyı etkilemek olduğu, bizler tarafından yakından bilinmektedir. 
 
Etik Kurul ve  Disiplin Kurulu kararlarını etkilemek için bu kurulların kaldıkları  otellere karar aşamasında hem de eşleriyle gidip "Ceza kararı çıkması için tehdit ve asılsız mesajlar taşıyarak" yargıyı etkilemeye kalkanlar şimdi de UEFA ve FİFA’da aynı role soyunmaktadırlar.
 
 
 
O dönemlerde TFF yetkilisi olan, bu kulüp yöneticileri, bu iddialarımı yalanladığı anda; gereği tarafımdan hemen yapılacaktır. Ya da Tahkim Kurulu’nun karar günü soruşturma  savcısı  ile TFF’yi ziyaret eden bazı kulüp yöneticileri ile Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki görevlerinden şuanda görev yaptıkları kulüplerine transferlerinde, yanlarında hangi gizli bilgileri götürdükleri ve bunları nerelerde kullandıkları hep bilgimiz dahilindedir.
 
 
 
Bu nedenle hiç kimse unutmamalıdır ki; SUSKUNLUĞUMUZ GAFLETİMİZDEN DEĞİL SAFFETİMİZDENDİR. ANCAK  YİNE UNUTULMAMALIDIR Kİ SABRIMIZ SINIRSIZ DEĞİLDİR…
 
 
 
Şu husus herkes tarafından bilinmelidir ki; Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe Spor Kulübü, bu yapılanları asla unutmayacaktır. Bu davanın ve bu operasyonların "ŞİKE" davası olmadığını haykıran bizler, aslında yine bu davanın aktörleri tarafından birçok kez doğrulandık ve teyit edildik. Ama inanın hiçbirisi Savcı Mehmet Berk’in şu açıklamaları kadar aleni olmamıştır:
 
 
 
Sayın Savcı Berk, görev ve yetkileri elinden alındıktan sonra bakın neler demişti: "Ben cemaatçi değilim. Olsam Ali Koç ve Murat Özaydınlı’yı almaz mıydım?"
 
Yani Sayın Savcıya göre insanların "alınması" (Bu alınmada ne demekse, bu bir hukuk adamına ne kadar yakışıyorsa) için elde delil olup olmaması önemli değildir, önemli olan hedef gösterilen şahısların birileri tarafından alınmak istenmesinin yeterli olmasıdır.
 
 
 
Ve ne ilginçtir ki; bu Cumhuriyet savcısı, yargı ve adam almakla ilgisi olmaması gereken bir oluşumu ya yakinen tanımakta yada bu oluşumu açıkça töhmet altında bırakmaktadır. Yani ya dolaylı ikrarda bulunmakta ya da iftira suçu işlemektedir..
 
Savcı devam ediyor : 
 
 
 
"Yasa çıkmasaydı, Aziz Yıldırım’ın ifadesini alıp bırakacaktık", "Ben Balyoz ’da da çalıştım. Şike davasını açtığımız zaman bunun da Balyoz gibi 3-4 ay konuşulup biteceğini sandık. Ama yanılmışız. Bunun böyle bir noktaya geleceğini hiç tahmin etmedik."
 
 
 
İşte bu suçüstüdür.  Daha davayı açarken ne olacağını bildiğini ağzından kaçıran, 3-4 ay konuşulup unutulacağını sanan ama gördükleri direnç karşısında olayların bu noktaya geldiğini itiraf eden bir hukuk adamının, hukuku nasıl bir kenara bıraktığının ve bu operasyonun şike değil, Balyoz ve Ergenekon operasyonları mantığıyla yürütüldüğünün açık kanıtıdır. 
 
 
 
Bir diğer kanıtı da bu "Alınma" tehditlerinin, Sayın Başbakanımızın deyimiyle TC Başbakanını bile tehdit edecek boyut ve keyfiyete ulaştığı gerçeğidir.
 
 
 
İşte bu yüzden Genel Kurmay Başkanı’nın "terörist" suçlamasıyla cezaevinde yatmasına şaşırmamak gerekir. Zira adaletin geldiği nokta; "Neyle suçlandığın değil. Kim tarafından suçlandığına" gelmiş, getirilmiştir. 
 
 
 
Ülke ve Devlet menfaatleri uğruna hizmet eden kişileri, görevlileri kendi tabirleriyle "aldırmak" noktasına gelen bu zihniyetle, TC Hükümeti’nin verdiği mücadeleyi ve aldığı kararları sonuna kadar destekliyorum. Ve desteklemeliyiz..
 
 
 
Savcı Mehmet Berk’in itirafları, bu konudaki tek örnek de değildir. Sürecin başından beri bizler ve Fenerbahçe hakkında ağıza alınmayacak ithamlarda bulunan, bizleri "Ergenekon örgütünün kasası" olarak gösteren 3 Temmuz zihniyetinin bazı temsilcileri, her nedense şimdilerde farklı, ilginç söylem ve iddialarda bulunmaktadırlar.
 
 
 
Son günlerde, her ne hikmetse odamda benimle çay-kahve içip sohbet etmek istediklerini söyleyenlere, benim nasıl dik durduğumdan dem vuranlara, sıklıkla tesadüf edilmektedir.
 
 
 
Şimdi soruyorum, topluma delikanlılık ve adamlık dersleri vermeye kalkanlar neden ben cezaevindeyken başka, dışarıdayken başka konuşmaktadırlar?
 
 
 
Çektiklerimizi, bize bu yaşatılanları unutacağımızı mı sanmaktadırlar? Ya da hakkımızda 1 yıldır yürüttükleri linç kampanyalarının hesaplarının yargı önünde sorulmayacağını mı düşünmektedirler?
 
Ancak bütün bunlara rağmen içlerinden bazıları manidardır. Ve aynı Mehmet Berk’in itirafları gibi dikkate alınmalı ve hatta derhal haklarında yargı süreci başlatılmalıdır. Bakınız Doktor Ahmet Çakar ne diyor ?
 
Bu yazı bir suç ihbarıdır. Yazarın açıkladığı ve bildiğini iddia ettiği hususlar derhal araştırılmalıdır. Şahıs tüm soruların cevaplarını bildiğini ama korktuğu için bunları açıklayamadığını beyan etmektedir. Şimdi polis ve savcıların bu yazı karşısında alacağı tutum tarafımızdan merakla takip edilecektir… Kanaatimce bu suç ihbarı niteliğindeki açıklamalar hakkında bu tarihe kadar işlem dahi yapılmaması, tek hedefin Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe Spor Kulübü olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymaktadır. 
 
Bakınız açıklamalarda, bildiğim her şeyi açıklamam, diğer kulüplerin ve yöneticilerin tüm suistimal ve suça konu eylemlerini anlatmam tavsiye edilmekte, "spor abiliği yapmam" istenmektedir. Öncelikle belirtmeliyim ki Aziz Yıldırım bu açıklamaları yapan şahıs kadar bir bilgiye de sahip değildir ve bu konulara ait araştırma ve soruşturma yetkisi şahsıma değil, TC Savcılarına aittir. Bu nedenle ben de ancak sahsıma ait bölümü üstleniyor ve bu açıklamaların ihbar kabul edilerek suç duyurusunda bulunuyorum.
 
Aziz Yıldırım’ın Temiz Futbol için elinden geleni yaptığı 16.Ağır Ceza Mahkemesi tutanaklarından ve her fırsatta reddedilen taleplerimiz ile de sabittir. 
 
Bizler yargılamanın karar aşamasında dahi yargılamamızın ve tahliye sürecimizin uzamasını dahi göze alarak, "Tevsi-i Tahkikat"  yani "Yargılamanın Genişletilmesi" yolunda Sayın Mahkemeden 13 başlık altında talepte bulunduk.  Aslında bu 13 talep bizim için değil ama Türk Futbolu açısından büyük bir fırsattı.
 
Biz bu talepler tahtında, mahkemeden;
Soruşturmayı yapan Savcı Mehmet Berk’in duruşmalara katılmasını istedik, reddedildi.
 
Haksız Ekonomik Çıkar Amaçlı Suç Örgütü iddiası nedeniyle hakkımızda kişisel mali ve ekonomik inceleme yapılmasını talep ettik, reddedildi.
 
Tapelerin, ses kayıtlarının tarafımıza verilmesini ve bu kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını istedik. 
 
Teknik ve Fiziki takip tutanaklarını düzenleyen ve imza altına alan polislerin tanık olarak incelenmesini talep ettik.
 
Duruşmalarda değil de bizim olmadığımız ara celsede dinlenen İlhan Helvacı, Lütfü Arıboğan’ın kendilerine soru sorabilmemizin sağlanması için duruşmalarda dinlenmesini istedik. 
 
Gençlerbirliği müsabakasında "Trabzonspor için oynadık" diyen Serkan Çalık, Aykut Demir ve Hurşut Meriç isimli futbolcuların dinlenmesini talep ettik. 
Eskişehir–Trabzonspor maçı ile ilgili olarak Ünal Karaman ve Selçuk İnan’ın tanık sıfatıyla dinlenmesini talep ettik. 
 
Eskişehir - Trabzonspor maçında 12 futbolcunun dinlenmesini talep ettik, 
Fenerbahçe- İBB maçında İbrahim Akın’ın savcılık ifadesinde hazır bulunan ve savcının baskı ve yönlendirme yaptığına tanıklık eden Avukat Mehmet Ali Bilen’in dinlenmesini talep ettik. 
 
Karabükspor - Fenerbahçe maçında, Mustafa Çevik ve Ergün Başkaya isimli şahıslar ile bu ifadelerde adı geçen Karabük Kalecisi Bülent Ataman ve Karabük oyuncusu Muhammet Özdin’in dinlenmesini talep ettik. Ve bu taleplerimiz reddedildi. 
 
Sivas - Fenerbahçe maçında 13 futbolcu ve Rıza Çalımbay’ın
İBB - Trabzonspor maçında 2 futbolcunun
Ve son olarak TFF Kurul Üyeleri’nin dinlenmesini talep ettik. 
 
Ve bu taleplerimiz reddedildi. 
 
Aziz Yıldırım sadece bunları mı talep etti? Hayır! Trabzonspor hakkında, dinleme ve fiziki takip işlemlerinin neden çok kısa süreli yapıldığını ve bu kadar kısa süre içerisinde bile ortaya çıkan tape konuşmalarının neden ve niçin bize uygulanan yaptırımlardan muaf tutulduğunu sorduk.
 
Demir Profilin, devre arasında gelen balıkları, futbola siyaseti karıştırma çabalarını, TFF’den gelen 6 trilyonun nereye harcandığının açıklanmasını, Melih Gökçek ile Sadri Şener arasındaki pazarlıkları, Bolulu Hocaya verilen 300.000TL’yi hep sorduk. Bu hususların araştırılmasını ısrarla talep ettik. Bu tapelerde geçen kelimelerin tarla, inşaat, müvekkil gibi bizim bir yılımıza mal olan kelimelerden ne farkı olduğunu sorduk…
 
Ünal Karaman’ın maçtan önce hiçbir tanışıklığı olmayan Sezer Öztürk’ü arayarak transfer teklifinde bulunmasının, tarafımıza affedilen "transfer şikesi" isnadından ne farkı olduğunu sorduk. 
 
Mehmet Yıldız’a teklif edilen teşvik iddialarının araştırılmasını; 1 milyon Doların ne anlama geldiğinin açıklanmasını talep ettik…
 
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve yöneticileri 1 yıl cezaevinde kalmak durumunda bırakılırken, Dernekler Masası ve Vergi Denetmenlerince imzalanan 2 adet raporla Fenerbahçe’nin tüm hesaplarının temiz olduğu saptanmışken, kasalarındaki 1 milyon dolar açığın hala açıklanamadığı devlet kurumlarınca sabit olan kulüp ve yöneticilerinin neden apar topar ilk celsede beraat ettiğini sorduk. 
Bu davalara müdahale talebimizin neden reddedildiğini anlamaya çalıştık. Hıncal Uluç’un  "hakemler ve şikeler kümede kaldı" başlıklı yazısını açıkladık ki huzurunuzda bir kez daha bu yazıyı okumak istiyorum.
 
’Geçen hafta İzmir’de olup da, Galatasaray – Göztepe maçını izleyen Galatasaraylıların tümü, Galatasaraylılıklarından utandılar. Gözleri önünde oynanan oyunu (Ama futbol değil oyundan kastımız) bütün çıplaklığı ile anladıkları için… Göztepelilerin tümü değilse de, yürekten Göztepeli bir kısmı, Göztepeliliklerinden utandılar. Böyle kümede kalmaktansa, düşmeyi yeğledikleri için…
 
Geçen hafta sonu ben de İzmir’deydim. Bir ay önce, kulüplerin taa içinden haber alması gayet kuvvetli dostlarımın bana açıkladıkları çirkin bir iddianın son ayağını yakalayabilmek için. Şöyle demişlerdi: Göztepe ve Giresun, kendilerine deplasmana gelecek Trabzon’a birer puan bırakacaklar. Bu birer puana karşılık Galatasaray’dan ikişer puan alacaklar. Galatasaray’a ligde verilen puanların bedelini Trabzon ödeyecek. Yani Trabzon, Galatasaray sayesinde ulaşacağı lig şampiyonluğuna karşılık kupayı Galatasaray’a bırakacak.
 
Trabzon ligi, Galatasaray kupayı almıştı. Giresun kümede kalmıştı. Şimdi geriye iddia edilen dörtlü anlaşmanın bir ayağı kalmıştı. Göztepe’nin Galatasaray’ı yenerek kümede kalması. 
Saat beşe on kala tribündeydim. Galatasaray sahada ısınma hareketleri yapıyordu. Her zamanki parçalı formasını çıkarmış, düz beyaz forma giymişti. Yanımda İzmirli arkadaşım Çetin Esen Kaftan vardı. "Boşuna bekleme. Bu maç 17.00’de değil, 17.10’da başlayacak. Göztepe beyaz formayla çıkacak. Hakem onları formlarını değiştirmeleri için içeri yollayacak ve böylece usulüne uygun bir gecikme sağlanacak" dedi. 
 
Esen Kaftan’ın dedikleri aynen çıktı. Maç 17.10’da başladı. Stat hoparlörleri, bu sırada gümbür gümbür Zonguldak–Adana Demirspor maçını veriyordu.
 
10 dakikadan ne fayda var, diye düşündüm önce. Puan cetveline şöyle bir baktım. Balıkesir, Adana’da, Adanaspor’u yenerse, Ankaragücü ile birlikte küme düşecek takım ya Göztepe olacaktı ya Zonguldak… İkisi de kendi sahasında oynuyordu. İkisi de kazanırsa, küme düşecek takımı averaj belirleyecekti. Öyle olunca maçı geç bitiren takım, rakibini geçecek avantajı sağlama şansına sahip olacaktı.
 
Göztepe, ilk yarım saatte iki gol atıp, skoru 2-0 yapınca durdu. Adana, Balıkesir’e goller sıralayınca da averaja ihtiyacı kalmadı. Ya kalsaydı? Son 10 dakika içinde Galatasaray kaç gol daha yiyecekti kim bilir? 
 
"Maç başladı, bir de baktık ki, Galatasaray’ın rakip sahaya geçmek gibi bir sıkıntısı yok. Futboldan önce atletizm yapan 100 metreci Şevki (Şenlen), önüne atılan toplata yetişmemek için yavaşlatılmış film gibi koşuyor. 
 
Peki ama ya Fatih (Terim)? O niye devamlı kendi defans çizgisinin beş metre gerisinde durup Göztepe forvetlerinin ofsayta düşmesini önleme çabası içinde… Belki de kademeli liberolukta bu yeni bir taktik! İşte ikinci gol... Sabahattin, Galatasaray defans hattından üç metre ileride bomboş. Ofsayt değil ama. Zira Fatih, taa sahanın öteki ucunda gene beş metre geride. Allah Allah…
 
… İşte o zaman İzmir seyircisi, "Artık bu kadarı olmaz" dedi ve kararını verdi. Oyunun sonuna kadar Göztepe lehine tek tezahürat duymadık. Tribünler "Cim Bom Bom" diye inledi durdu. Maç bittiği zaman alkışlanan yine Cim Bom Bom’du. Zaten ikinci devrenin yarısına doğru seyirci sahayı boşaltmaya başlamıştı. Ortada futbol olmadığını anlamayan kalmamıştı ki!
 
… Ama elimizi vicdanımıza koyup düşündük ve kümede Balıkesir’in mi, yoksa Siyah-Beyaz formalı hakemlerin mi kaldığına pek karar veremedik. 17’si kendi sahasında olmak üzere, oynadığı 30 maçın sadece 5’ini kazanan Beşiktaş’ın kümede kalmak hakkı var mıydı’ Şikenin aslında "nerede başladığını"  Hıncal Uluç’un yazısında gördük, şahit olduk... 
 
Havuz sistemi, Kulübümüz yönetimi tarafından gözden geçirilecektir.
 
BİZ ŞİKE YAPMADIK BUNU AÇIK AÇIK SÖYLÜYORUM...
 
Bizlerin neden Silahlı Suç Örgütü iddiasıyla soruşturulup, şikeden tutuklanıp, haksız ve ekonomik çıkar amaçlı suç örgütünden yargılandığımızı sorduk. Devletin bu resmi kurumlarını kim ya da kimlerin bu hale düşürdüğünü öğrenmek istedik.
Hepsini ama hepsini sorduk. Ama tüm taleplerimiz reddedildi.  Aziz Yıldırım, "savunma yapmak yerine saldırıyor" denildi. Şimdi ise neden bunları açıklamadığımız soruluyor. Burada tekrar söylüyorum; Türk Futbolunun temizleyicisi rolüne soyunanlar önce ellerindeki kiri temizlemek zorundadırlar. Bilmeliler ki Aziz Yıldırım nefes aldığı sürece bu kirli eller Fenerbahçe’nin adı geçen hiçbir şeye ulaşamayacaktır.
 
Temizlenmesi gereken ilk yer  TFF ve Kulüpler Birliği’dir. Türk Futbolunu Fenerbahçe üzerinden ve Fenerbahçe özelinde temizlemeye kalkanlar, bunun hesabını mutlaka verecekler, sonuçlarına mutlaka katlanacaklardır. Kendilerinin tertemiz, Fenerbahçe’nin ise kirlenmiş olduğunu söyleyenler, bundan sonra o temiz havuzlarının Fenerbahçe tarafından kirletilmesine göz yummamalıdırlar. Herkes bizler kadar açık ve bizler kadar kararlı olmadıkça bizim muhatabımız da olamayacaktır. 
 
Buradan tüm Fenerbahçelilere ilan ederim ki, Fenerbahçe için şahsen tarafımdan desteklenen havuz sistemi yine bizler tarafından en kısa zamanda sorgulanacak ve gereği tarafımızdan kararlılıkla yerine getirilecektir. 1 yıldır bizleri kendilerinden saymayanlar, konu ekonomik kazanımlara, pasta paylaşımlarına gelince her nedense Fenerbahçe’yi ortak addetmekten kaçınmamaktadırlar. Bu oyun artık bitmelidir ve bitecektir.
 
ŞEREFSİZ DEĞİLİZ, ŞİKE YAPMADIK
 
Trabzon ve Galatasaray bizimle ilgili bel altından vurma operasyonlarını yaptılar. ’Havuzda kalın ama siz şikecisiniz’ böyle bir şey yok Havuzun bedeli ne kadar? Digitürk yetkileriyle ve Kulüpler Birliği yetkilileriyle görüştüm. Toplayın ben gelip konuşacağım dedim. Biz şerefsiz değiliz biz şike yapmadık bunu açık açık söylüyorum. Ahmet Çakra Fenerbahçe 1 yaptıysa öbür takımlar 20 yaptı diyor.  Ama hiçbir savcı çağırmıyor. 1915, 1950, 1960, 70, 80,  90’lara gidin bir olay varsa; 1 yıl öncesi değil sene. 14 senedir başkanlık yapıyorum. Tüm yılları inceleyin. Türk Futbolunda şikeyi bu kadar önemsiyorsanız bunları yapın.  Ama maksat bu değil.  Bir ülke kendini bu kadar rezil edebilir mi?  Böyle bir yargı ? Emniyet 19 maçta şike diyor. İddianamede bu sayı 7’ya iniyor.  Avrupa’da Amerika’da olsa bu emniyet müdürü 1 dakika yerinde durabilir mi? Emniyetin görevi, yargının yapmadığı şey hakkında yorum yapmak mıdır?
 
FENERBAHÇE AKLANANA KADAR HAVUZDA OLMAMASINI SAĞLAYACAĞIZ
 
Ben İbrahim Akın’a 100 bin Euro vermedim. Polis önce 100 bin Euro, dolar ya da Türk lirası verdiğime karar versin. İbrahim Akın’a 100 bin Euro verdiğimi ispatlayın boğaz köprüsünden atlarım demiştim ama ispatlamayanlar da atlasın. Denizli Denizli diyorlar. Denizli ile ilgili dava açıldı. Bu arada bir mektup yapmış Bülent utlun Adnan Polat’a. Mektupta diyor ki ’Sen 1.5 milyon dolar para aldın inşallah bu para kulübün menfaatine harcanmıştır’ Savcılık bununla ilgili araştırma yapıyor. Mehmet Berk bunu bakmadan postalıyor. Sonuçta somut bir şey bulamıyorlar. Denizli ile ilgili prim göndermişler. Bu açık yanı bir amigo bana mesaj çekiyor ben cezaevindeyken de Metris’e  geldi, 10 Mayıs 2012’de geldi.  Para geldi, döviz bozdurdum dedi ve her türlü tanıklılık yapmaya hazırım diyor. Biz bunu mahkemeye verdik, bir işlem yapılmadı. Denizlide bir memur var. O memur da diyor ki savcı Mehmet Berk’e Denizli maçıyla ilgili tanıklılık yapmamam nedeniyle vicdan azabı yaşıyorum diyor. Orada belediye başkanını şikayet ediyor 2006’daki olayları anlatıyor. 1 milyon dolar açık var ama şikayetçiler amam dosyayı kapatıyor.  Bizde şikayetçi yok, oyundan atılan yok penaltı yaptıran yok. Şike nasıl yapılmış belli değil.  8 dakika oynamış yapmış şike yapmış.  Rezillik kepazelik. Ama dava,  şike davası değil. Fenerbahçe temizlenene kadar havuzda Fenerbahçe’nin olmamasını sağlayacağız. Yargıtay’dan karar çıktıktan sonra kararımızı vereceğiz. Eğer olumsuz bir karar çıkarsa ikinci seçenek var. Şahıslar ve kulüpler ayrılamaz. Ben eğer şike yaptıysam kendim için şike yapmadım Fenerbahçe için yapmışımdır. Yargıtay’ın kararına göre kongreden sizden destek isteyeceğim sizin kararınıza göre karar vereceğiz. Yanlış yapmışsak, biz o yanlışın içinden temizlenene kadar havuzun içinde değiliz.
 
SİYASETİ HİÇ DÜŞÜNMÜYORUM
 
58. maddenin değişmesine karşı çıktık. Bizler şike yapmışsak kulüp de yapmıştır. Sahanın içine yansımaması gibi saçma sapan bir şey olamaz. Bunun dışında ben Fenerbahçe Camiasının bir evladıyım. Gider gene yatarım, Kimseyle pazarlığım olmaz.  Siyaseti hiç düşünmüyorum. Görürseniz, duyarsanız inanmayın. Polise emniyete bir şeyler söylemek istiyorum.
 
POLİSLE TARAFTAR KARŞI KARŞIYA GELMESİN
 
Polis kasten hareket yapıyor. Seyirciyi aşağıya çekiyor. Suç yüzde 50 bizde varsa yüzde 50 onlarda vardır. Türkiye Cumhuriyet polisi Fenerbahçe Cumhuriyetinin de polisidir Aziz’in bilmem neyi olmaz. Aziz’e söyle sizi bırakalım olmaz. Bu bitmiştir artık. 19 Temmuz kutladık. Orada polis yoktu. Polis varsa bile sivil vardı. Kimsi kimseye bulaşmayınca bir şey çıkmıyor. Yeni dönemde iki tarafın da kendinse çek düzen vermesi lazım. İki  taraf için de yanlıştır bu. Yeni dönem, polisle taraftarı karşı karşıya getirmeyecek şekilde dizayn edilmelidir.
 
FENERBAHÇE KUVA-İ  MİLLİYEDİR
 
Yargı süreci var fazla konuşmayın diyorlar; menfi veya aksi. O nedenle tüm şeyleri buradan söylemiyorum. İlhan Cavcav, Recep Mamur, Kenan Yaralıya da buradan teşekkür ediyorum her noktada geldiler. Bizi teyit ettiler. Ben bu camianın bir evladıyım. Başkanlığım bittikten sonra da kalacağım. Fenerbahçe Kuva-i Milliyedir, bir ruhtur. Tarihe baktığınız zaman şunu görüyoruz:  Kurtuluş Savaşında ve padişahlara karşı bu Camia mücadele etmiş.  Kapatmaya çalışmışlar ama hep var olmuş. 30’lu yıllarda da Ankara’ya gidip şikayet etmişler. Yani hep mücadele var. Bu süreçte o insanların bizim büyüklerimiz olduğunu hep birlikt gösterdik. Bu nedenle hepinize tek tek teşekkür ediyorum. Öyle zannediyorum ki, bizim camiadan başka bir camia da bunu başaramazdı, altından kalkamazdı. Hatırlayın insanlar telefon etmeye korkuyordu. Yıllar sonra tarih bunları yazacak. Mahkemede dediğim gibi biz siz değil,  bizi tarih yargılayacak.
 
AVRUPALILAR BU İDDİANAMEYİ ANLAYAMIYOR
 
Bunun Fenerbahçe’yi ele geçirme operasyonu olduğunu şundan anlıyorum. Sadri Şener Nevzat Şakar’la konuşuyor: ’Erdoğan’ı biter, Faruk’un bitmesi benim için önemli değil eğer ben çıkar sağlayacaksam.’ Hep siyaset. Ben ve Şekip Bey’le ilgili buradaki basında aleyhime haberler yaptırıyorlar. Halkı galeyana getirecek bir şeyler yapalım diyorlar. Yani böyle bir siyaset, Sayın Başbakan’ı açıkça tahdit eden. Başka yerde savcılar mendil sallasa adamı alıp 3-5 sene yatırıyorlar. Bu dosya Mehmet Berk’e geliyor; insan açıp bir bakar. Başka bir şey görürse tüm bunları dosyanın içinde birleştirir ve genişleterek şike dosyası yaparsın. Ama amaç Fenerbahçe’nin geleceğe dönük şeylerini önlemek. Bunlar bitti şimdi Bochum dosyası başladı. Orada para var bahis var. Avrupalılar davada bahis ve parayı soruyorlar. Para ve bahis yoksa  bu nasıl şike diyorlar. Bochum dosyasında para ve bahis var. Avrupa’da soruyorlar bahis ve para olmadan nasıl şike yapıyorlar. İddianameyi anlamıyorlar, çünkü varsayım üzerine.  Fenerbahçe’nin şampiyon olması için şike yapıldı diyorlar. Avrupalılar bu iddianameyi anlamıyorlar. Çünkü hepsi varsayım üzerine kurulu. Hiçbir para yakalaması yok. Masada resim çekmişler, para yok Türk polisi yakalamıyor. Bizim mahkememiz asliyede olmalıydı ama bize özel mahkemede yargılayarak ceza vermeye çalışıyorlar. Bochum Davası ile ilgili dava kapanmıştı. Neslihan Ergün isimli bir bayanın bu dosyada ismi geçiyor, aynı bayanın, Cübbeli Ahmet’in dosyasında da ismi geçiyor. 2012 Temmuz’da polis o bayanın evini basıyor, eski kocasının el yazıyla yazdığı bir yazı buluyorlar. Tabii ki kendi el yazısıyla yazdıysa. Emniyet davanın devam etmesi için yazı gönderiyor. Biz Galatasararay-Trabzon maçına teşvik primi vermişiz. Davayı yeniden canlandırmak için bir operasyon daha var herkes bilsin. Bu şikeyle bir şey değil, Ergenekon’a da bağlayamıyorlar. Bir ara askerliğim vardı onda da bir şey yok. Rahatladım. Ben korkmuyorum. Ama burası Türkiye her şey olur.
 
KASADA 1 MİLYAR DOLAR OLDUĞUNDA….
 
Topuk Yaylası’na teleferik yapılması için çalışmalar yapılacak ve kayak pisti yapılması düşünülüyor. Avrupa’dan büyük takımlar gelecek. Seneye Avrupa’ya gitmeyeceğiz hazırlık maçlarını da burada yapacağız. 3 yıl içinde Fenerbahçe’nin kasasında 1 milyar Dolar olmuş halde başkanlığı devredeceğim. Belki o zaman Fenerbahçe gelecekte Barcelona gibi formasının önüne ve arkasına reklam almayacak. Yeni tüzükle Yüksek Divan Kurulunun yetkilerini artıracağız, paraların harcanmasında daha yetkili olacak. Tüm hazırlıkları yapacağım. Sonra sizin onaylarınıza sunacağım. Bunlar 5 yılda olacak.
 
BİR TEK GÜN İÇİN BÜTÜN ÖMÜR VERİRİZ
 
Bu süreçteki duruşuyla bana güç veren Yönetim Kurulumuza, Divan Kurulumuza, Kongre üyelerimize, cefakar ve fedakar taraftarlarımıza, kulüp ve şirketimizde çalışan tüm emekçi personelimize, idari ve teknik kadromuza, Fenerbahçe tarihini yazan sporculara ve tüm Fenerbahçelilere şahsım ve arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Bizler bir gün daha Fenerbahçeli olarak yaşamak için hayata bağlanırız ve gerekirse o bir tek gün için bütün bir ömrü gözden çıkartırız.."










 
 
 
Mert Köseoğlu